Beyaz lületaşları şehrinde
Anadolu irfanı denilen şey çürümenin kendisiydi. Misafirperverlik ve çalışkanlıkla öğünülse de bunlar olmayan şeylerin buharlaşmasıydı belki. Sözde herkes dini ve namusu için yaşardı. Arap kültürünün etkisi ve şeyhler nedeniyle kadınlar eve kapatılmış kölelerdi. Diğer insanları gözetleyip ayıplarken kendileri her haltı yiyenler haklıydı sesleri daha çok çıktığı için. Güce tapmak ve güçlünün yanında olmak gurur duyulan şeylerdi ayrıca. Cehalet ve bilgisizliğin verdiği özgüven toplumun pusulasıydı. Okumuş ve halkın haklarından bahsedenler ise devlet düşmanı komünistlerdi hatta vatan hainleriydi.
En korktukları şey ise değişimdi. Değişip namussuz dinsiz olmak kabul edilemez bir şeydi onlara göre. Saf halkı kandırıp mallarına çökenler, kul ve yetim hakkı yeyip zengin olanlar ya ağa ya da kanaat önderi oluyordu. Kendilerinden olmayanları kendilerine benzetmeye çalışmak normal bir şeydi şüphesiz ki. Ancak kendilerine benzetmeye çalıştıkları insanları dışlamak ve aralarına kabul etmemek ve asla bizden biri olamayacaksın bakışı sabitti. Çünkü onlar farklıydı.
Tatarlar Orta Asya'dan Kırım'a göç ederken müslüman olsalar da arap kültürüne uzun süre maruz kalmadılar. Şamanizmi unutmadılar ama onlar da Rusların etkisinde kaldılar. Orta Asya'daki Türkler gibi kadın toplumun özgür ve önemli bir parçasıydı. Kimse kimsenin dinine karışmaz hatta ilgilenmezdi. Ruslardan tarımı öğrendiler. Şamanist yaklaşımdan dolayı hayvanlar kutsaldı. Çalışmak ve üretmek ise kutsal ve gurur duyulan şeylerdi Tatarlar için. Rusların da etkisiyle kitap, sanat ve tiyatroyla ilgilenen kişi sayısı oldukça fazlaydı. Kırım'da kurdukları ve iki yüzyıl yaşayan ülkeleri medeni, gelişim ve değişime açıktı. Osmanlı Rusların arasında sıkışıp kaldılar bu yüzden ticaret ve bilimde geri kalınca yok olmaktan kurtulamadılar. Stalin onları tehdit olarak gördüğü için Anadolu'ya sürdü. Kokuşmuş içanadolu artık onların yurdu oradaki halk komşularıydı.
İlk zamanlarda halk tatarları düşman olarak gördü. Tatarlar içki içen, kadınlarını çalıştıran ahlaksız yobazlardı. Tatar halkı yerleştirildikleri köylerde tarım ve hayvancılık yaparak zenginleşmeye başlayınca komşularıyla ticarette kaçınılmaz oldu. Tatarlardan tarım ve hayvancılığı yavaş yavaş öğrenen türkler onların kültürlerinden de etkilenmeye başladılar. İçki artık gizli gizli içilip sonra diğerini suçladığınız bir şey değildi. Tatar kadınların özgürlüğü bölge kadınlarını da az da olsa değiştirmeye başladı. Anadolu halkı değişmeye ve tatarlaşmaya dirense de istemsizce onlara uyum sağlıyordu.
Yerleşik halkla tatarlar arasındaki en büyük sorun tatarların özgürlüklerine verdikleri önemdi. Kimsenin yaşamlarına karışmasına izin vermiyorlar onlar da kimseye karışmıyordu. Tatarlarla ticaret yapanlar bu kurallara uymak zorunda kaldılar. Yıllar geçtikçe halklar arası evlilikler olmaya başladı tatar kültürü Eskişehir'de etkili olmaya başladı. Pek çok tatar çocuğu öğretmen liselerine gitmiş mezun olunca Eskişehir'e dönmüştü. Öğretmenlik o yıllarda çok saygın bir işti. Bu öğretmenler tatar çocukları kadar yerel halkın çocuklarını da eğitirken özgürlük fikrini beyinlere kazıdılar. Tabii bu toplum nüfusunun küçük bir kısmını etkiliyor diğer halk bildiği gibi yaşıyorlardı. Ancak okumuş elit ve para kazanan insanlar tatar etkisindekiler olmuştu. Güce tapan halk onları ve bazı tatarları belediye başkanı ve vekil olarak seçince değişim hızlandı.
Köylerden şehre göç başlayınca şehri beyaz türkler ve tatarlar yönetiyordu. Yerel halk şehre göçüp fabrikalarda işçi olurken terk ettikleri tarlalar tatarlar tarafından ekilmeye devam etti. Kırım göçmenleri şehri yönetirken köydeki üretimi de yapıyordu. Diğer hiçbir anadolu şehrinde olmayan sanatsal faaliyetler düzenlendi. Kitap okuma oranı diğer yerlere göre çok yükseldi. Tatarların yapamadığı tek şey sanayi ve teknolojiyi geliştirememekti. Üniversite öğrencileri böyle bir şehir bulunca burayı aşk-ışehir yaptılar.
İçanadolu gibi kokuşmuş bir coğrafyada özgür, gülümseyen bir şehrin tohumunu tatarlar atmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder