Kanserlerde beyin gücü ve şamanizmle tedavi
beyin gücü psikoloji ve davranışlarımızın hastalıklar üzerine etkilerini anlatacağım. kendi hastalığım olan pankreas kanseri üzerinden yürüyeceğim. her hastada aynı etkiler olmayacaktır ve hastalığın ilerleyişi farklı seyredecektir. önce hastalık sürecimi psikolojimi ve davranışlarımı anlatayım sonra bilimsel bir çalışma üzerinden tartışalım. ama önce şu tanımı ekleyelim. bilişsel ve davranışçı terapi; kişinin psikolojik sorunlarını sürdüren uyumsuz düşünce ve davranışlarını değiştirerek iyileşme sağlamayı hedefleyen bir psikoterapi yaklaşımıdır. bu yaklaşımın bilişsel kısmı kişinin zihinsel süreçlerini ele alır.
ben hayatım boyunca takıntılı obsesif bir insandım. her yaptığım işi üç kez kontrol eden biriydim. kafam hep karışık olmuştur. insanlarla çok fazla sosyalleşmem. çok az arkadaşım var onlar da genelde yoğun insanlar. yıllardır yalnız yaşıyorum. açıkçası insanları pek sevmiyorum ve ciddiye almıyorum diyelim. neden çünkü pek çoğu kalitesiz ve gereksiz. aralara serpiştirilmiş kaliteli ve düzgün insanları ayıklayıp bulmaya ise benim gücüm olmuyor. her şeyin en iyisine layık olduğumu düşünüyorum. en kaliteli müziği dinlerim (kime göre?) en kaliteli yerde yemek yerim. diyelim ki şarap içeceğim en kalitelisini alırım. çok mu zenginim yok. haftada bir şarap içeceksem üç ayda bir içerim ama kalitelisini içerim. neyse üç yıl önce pankreas kanseri tanısı aldım.
çok şiddetli karın bölgesinde kuşak tarzı ağrılarla başladı. yemeklerden sonra ağrı aşırı olduğu için yemek yemeye korkuyordum. doğal olarak hızlı bir kilo kaybı yaşadım. gözlerim ve cildim sararınca bir hastaneye gittim. tomografiler tahliller mr vs vs. whipple ameliyatı olmam gerekiyormuş. bu genel cerrahinin en zor ve sonrasında en komplikasyonlu ameliyatı.
evimde oturup tıp çalışmaya başladım. pankreas kanserlerinde beklenen yaşam süresi beş yıl. sanırım ortalama oluyor bu. ben tanıyı aldım ama yaklaşık bir yıl önce başlamıştı şikayetlerim. yani dört yılım kalmıştı. evimden dışarı çıkmadan pankreas kanseri hakkında ne bulursam okumaya başladım. bilimsel makaleleri okuduğum gibi ne bok olduğu belli olmayan siteleri de okuyordum. tümörüme taklitçi bir zihniyetle marla adını verdim. artık tek yaptığım şey pankreas başımda oturan marla hakkında okumak düşünmek ve onu kontrol etmekti. hiçbir anlamı olmamasına rağmen haftada bir kez yerinde duruyor mu büyümüş mü diye tomografi çektirip radyasyon almak ve hemen hergün tümör markerı ca19 9'uma kan tahliliyle bakmaktı. marla sabit bir yaşam sürüyordu bedenimde. en azından haftalık değişimler olmuyordu.
klinik durumum her geçen gün daha kötüye gidiyordu. aslında ağrılarım ve beslenmem aynıydı ama aşırı halsizlik beni zorluyordu. hiçbir iş yapmıyor sadece marla hakkında okumalar yapmak bile zor geliyordu. psikolojimin bozulduğunu fark ediyor ama önemsemiyordum. sonra psikoloji okumaya başladım.
psikolojik sorunları olan kişilerin karşılaştıkları çeşitli durumları değerlendirirken kendilerinde olumsuz duygular yaratan düşünce hataları yaptıkları görülür. dolayısıyla, terapide bu düşünce hataları belirlenir ve bunların ne derece gerçekçi oldukları sorgulanarak ona daha gerçekçi ve uyumlu düşünme tarzı öğretilir diyordu kitaplar ve psikiyatri. bu düşünce ve davranış değişikliği sayesinde kişinin hissetmekten sıkıntı dile getirdiği korku, kaygı, üzüntü, öfke, acı, utanç gibi olumsuz duygularında ve zamanla psikolojik sorunlarında azalma olur. bu bana pek mantıklı gelmedi. kaygı öfke ve korkumun geçmesi marla'yı etkilemeyecekti. ancak ağrıların azalabileceği bazı kaynaklarda yazıyordu. ağrım azalırsa daha iyi beslenirdim ve halsizliğim azalabilirdi.
bilişsel ve davranışçı terapi, 1950’li yıllardan beri gelişen üç nesil davranış terapileri altında yer alan bir psikoterapi ekolüdür. kulağa tek bir psikoterapi yaklaşımı gibi gelse de aslında psikolojik sorunları açıklamada farklı teorik söylemlere dayanan, düşünce ve davranışı değiştirmeye odaklı farklı terapi yöntemlerinin farklı klinik uygulamalarını kullanan geniş bir yelpazedeki terapilere verilen genel bir isimdir.
öncelikle odağımı farklı yönlere kaydırıp marla'yı biraz rahat bırakmam gerektiğine kendimi ikna ettim. tomografi ve kan tahlillerini ayda bir yaptırmaya karar verdim. hiç halim olmasa da günde bir saat kadar doğa yürüyüşüne başladım. kendime bir diyet hazırladım. yemeklerden sonra oluşan ağrıları göze alarak kendime bir diyet belirledim. ağrıdan gebersem de bu diyete uymaya başladım. günde bir saat müzik dinledim. bir film izleyip kafamı dağıttım. ağrılarımı arttırsa da günde iki bira içmeye başladım. sigarayı bırakmıştım stresimi arttırıyor diye tekrar başladım.
bu arada alternatif tedavi seçenekleri hakkında araştırmalar yapıyordum. belki de marla ile ilişkimi bozacak olayların başlangıcı sözlük sayesinde harekete geçti. sosyalleşmem gerekiyordu ama sokakta bunu yapamazdım. sözlükte pankreas kanseri hakkında yazan kişilerle mesajlaşmaya başladım. ameliyat olmadan iyileşen bir yazarla tanıştım. bu bile motivasyonumu ve psikolojimi düzeltti. bu yazarın tavsiyesiyle şamanizm hakkında okumalara başladım. ayrıca bana bazı bitki kürleri önerdi. bunları bilimsel olmadığı için burada yazıp hastaları yanlış yönlendirmeyeceğim.
hastanelerde hasta ziyaretlerine başladım. pankreas kanseri hastalarıyla konuşup onları anlamaya çalışıyordum. hiçbiri diğerine benzemiyordu ama çoğu kendini bırakmış ve psikolojisi bozulmuş insanlardı. onlara psikolojinin çok önemli olduğunu telkin etmeye çalışırken yaptığım aslında kendi bilinçaltıma mesaj vermekti.
bilişsel ve davranışçı terapinin günümüzde popüler bir psikoterapi ekolü olmasının en önemli nedeni pek çok psikolojik sorunun düzelmesinde etkili olduğunun bilimsel araştırmalarda gösterilmiş olmasıdır. davranış terapileri geliştirildikleri ilk günlerden beri yöntemlerinin etkisini bilimsel araştırmalarda incelemeyi ilke edinmiş psikoterapilerdir. yöntemleri 1960’lardan bu yana klinik araştırmalarda sınanmış olduğu için günümüzde en güçlü bilimsel desteğe sahip terapi yaklaşımı olarak kabul edilirler. günümüzde bilimsel veriler ışığında hazırlanan ve klinisyenleri belirli psikolojik sorunları tedavi ederken seçmeleri gereken tedavilerle ilgili yönlendirme amacı güden uluslararası klinik uygulama kılavuzları pek çok sorunun tedavisinde ilk tercih edilmesi gereken terapi olarak bilişsel ve davranışçı terapileri önermektedir.
beslenmem biraz da olsa düzelince halsizliğimde azalma oldu. bu daha fazla hareket edebilmem demekti. şamanizm ve tedavileri konusunda çok fazla şey okuyordum. hastalıkların nedeni çoğu kez ruhsal bir olaya bağlanmıştı. “ruh ve hastalık” arasında ilişki kuran bu düşüncenin temeli, hiç kuşkusuz, kökeni tarih öncesi çağlara uzanan şamanik inançlara dayanıyordu. bilindiği gibi şamanların başlıca görevlerinden biri, telkin, otlar ve büyü marifetiyle hastalara şifa dağıtmaktı.
farklı şamanik toplumlar, farklı farklı ritüeller geliştirmiş olsalar da; tüm şamanik inançların temelinde ortak bir düşünce yatıyordu: “ruh güdücülüğü”. şaman; hem kendinin, hem diğer canlıların ruhlarına hükmeden bir karakterdi. bu sayede hem gelecekten haber veren bir kâhin, hem de hastaları iyi eden bir şifacı olmuştum. en azından bana göre bu böyleydi ve bu bana çok iyi hissettiriyordu.
şamanların kullandığı ot ve bitkileri araştırmaya başladım. konu çok genişti ve ben de fitoterapi kitaplarına daldım. doğada o kadar çok ot bitki vardı ki. hepsinin faklı özellikleri ve etkileri. bunları okuyup kendi üzerimde deniyordum. marla ise hala aynı yerinde ve kudretiyle oturuyordu.
şamanizmin tersine bilişsel ve davranışsal terapinin en önemli özelliklerinden biri odağının ‘şimdi ’ ve ‘burada ’ olmasıdır. diğer bir deyişle, kişinin sorunlarının kaynağı olduğu düşünülen geçmiş ya da çocukluğuna değil güncel hayatına, bugününe ve buradaki sorunlarına odaklanır. bu psikoterapi yaklaşımı çocukluk çağı yaşantılarının psikolojik sorunların gelişmesindeki önemini kabul etse de kişinin güncel sorunlarını sürdüren uyumsuz düşünce ve davranış alışkanlıklarını değiştirerek sorunları ortadan kaldırmayı hedefler. bu değişimin kişinin geleceği üzerinde önemli bir etkisi olur.
kendimi iyi hissediyordum. ailemle görüşmeye başladım telefonla. haftada bir kez annemin yanında kalan kızımı görmeye başladım. onun gündelik sorunları ve üzüntüleri mutluklarını gözlemlemek harikaydı. sanki marla'yı unutmuş gibiydim. müzik dinlemek için konserlere gidiyor filmleri sinemada izliyordum. doğa yürüyüşleri şamanist okumalar ve tedavi denemeleri ila kafam iyice dağılmıştı. kontrol tomografimde marla'nın üç milimetre büyüdüğünü fark ettim. işin garip tarafı ca19 9 tümör markerım dramatik bir şekilde düşmüştü.
bir kaç profesörden randevu alıp bu durumu konuştum. çok nadir de olsa böyle vakalar olabiliyor denildi. yapılan pek çok tetkik ve endoskopik girişimler sonrası ameliyat değil takip önerildi. hocalara alaycı bir bakış attım. ben zaten ameliyat olmamış kendimi takip etmiştim. bir şamanın üniversitede hocadan ileri olmasını normal kabul ediyor ve kendimle gurur duyuyordum. bu arada bitkisel tedaviler konusunda kendimi çok geliştirdim. artık sadece kanser hastalarına değil tüm hastalara bitkisel kürler hazırlayıp onları tedavi etmeye başladım. (bu arada tıp fakültesi mezunuyum. doktorluk yapmasam da uzun yıllardır hasta tedavi etme yetki ve sorumluluğum var. yani üç beş kitap okuyup insanlara tedavi önermiyorum.) o kadar çok hastam oldu ki kafamı kaşıyacak zaman bulamaz oldum.
farklı şamanik toplumlar, farklı farklı ritüeller geliştirmiş olsalar da; tüm şamanik inançların temelinde ortak bir düşünce yatıyordu: “ruh güdücülüğü”. şaman; hem kendinin, hem diğer canlıların ruhlarına hükmeden bir karakterdi. bu sayede hem gelecekten haber veren bir kâhin, hem de hastaları iyi eden bir şifacı olmuştum. en azından bana göre bu böyleydi ve bu bana çok iyi hissettiriyordu.
şamanların kullandığı ot ve bitkileri araştırmaya başladım. konu çok genişti ve ben de fitoterapi kitaplarına daldım. doğada o kadar çok ot bitki vardı ki. hepsinin faklı özellikleri ve etkileri. bunları okuyup kendi üzerimde deniyordum. marla ise hala aynı yerinde ve kudretiyle oturuyordu.
şamanizmin tersine bilişsel ve davranışsal terapinin en önemli özelliklerinden biri odağının ‘şimdi ’ ve ‘burada ’ olmasıdır. diğer bir deyişle, kişinin sorunlarının kaynağı olduğu düşünülen geçmiş ya da çocukluğuna değil güncel hayatına, bugününe ve buradaki sorunlarına odaklanır. bu psikoterapi yaklaşımı çocukluk çağı yaşantılarının psikolojik sorunların gelişmesindeki önemini kabul etse de kişinin güncel sorunlarını sürdüren uyumsuz düşünce ve davranış alışkanlıklarını değiştirerek sorunları ortadan kaldırmayı hedefler. bu değişimin kişinin geleceği üzerinde önemli bir etkisi olur.
kendimi iyi hissediyordum. ailemle görüşmeye başladım telefonla. haftada bir kez annemin yanında kalan kızımı görmeye başladım. onun gündelik sorunları ve üzüntüleri mutluklarını gözlemlemek harikaydı. sanki marla'yı unutmuş gibiydim. müzik dinlemek için konserlere gidiyor filmleri sinemada izliyordum. doğa yürüyüşleri şamanist okumalar ve tedavi denemeleri ila kafam iyice dağılmıştı. kontrol tomografimde marla'nın üç milimetre büyüdüğünü fark ettim. işin garip tarafı ca19 9 tümör markerım dramatik bir şekilde düşmüştü.
bir kaç profesörden randevu alıp bu durumu konuştum. çok nadir de olsa böyle vakalar olabiliyor denildi. yapılan pek çok tetkik ve endoskopik girişimler sonrası ameliyat değil takip önerildi. hocalara alaycı bir bakış attım. ben zaten ameliyat olmamış kendimi takip etmiştim. bir şamanın üniversitede hocadan ileri olmasını normal kabul ediyor ve kendimle gurur duyuyordum. bu arada bitkisel tedaviler konusunda kendimi çok geliştirdim. artık sadece kanser hastalarına değil tüm hastalara bitkisel kürler hazırlayıp onları tedavi etmeye başladım. (bu arada tıp fakültesi mezunuyum. doktorluk yapmasam da uzun yıllardır hasta tedavi etme yetki ve sorumluluğum var. yani üç beş kitap okuyup insanlara tedavi önermiyorum.) o kadar çok hastam oldu ki kafamı kaşıyacak zaman bulamaz oldum.
genel olarak davranış terapileri bireysel hastaların tedavi sürecinde de bilimsel bir yaklaşımı benimser. davranışçı terapistler çeşitli ortamlarda hem uygulanabilirliklerini arttırmak hem de iyileşme sağlamada etkilerini ölçebilmek için yöntemlerini çok net bir şekilde belirlerler. hastaları değerlendirme, tedavi hedefleri oluşturma, terapi planlama ve iyileşmeyi değerlendirme yöntemleri net ve kesin tanımlanmıştır. davranışçı terapistler danışanın tedaviden azami faydayı sağlayabilmeleri için yöntemlerini bilimsel kanıtlara dayanan yöntemler arasından seçerek terapi planı yaparlar. özellikle terapinin ne işe yaradığı ve danışanın süreçten ne kadar faydalandığı düzenli olarak değerlendirirler. terapinin başında, terapi süresince ve terapi sonunda değerlendirmeler yapılarak kişinin terapi sürecinden ne kadar faydalandığı anlaşılır.
o dönemden sonra marla derin bir uykuya daldı. öldü demek istemiyorum. bedeni hala pankreasımın başında duruyor. ruhunu ve işlevini kaybetti. trans haline geçti sanırım. ileride tekrar canlanıp yaşamını sürdürebilir. şamanist ayin ve terapilerle onu uyuşturdum. davranış ve psikolojimi telkinlerle bozdum değiştirdim ya da düzelttim. değişiklik en doğru tanım. kendimi ve marla'yı tanımlamam değişti. dünya bakışım istek ve beklentilerim başka boyutlara geçti.
o dönemden sonra marla derin bir uykuya daldı. öldü demek istemiyorum. bedeni hala pankreasımın başında duruyor. ruhunu ve işlevini kaybetti. trans haline geçti sanırım. ileride tekrar canlanıp yaşamını sürdürebilir. şamanist ayin ve terapilerle onu uyuşturdum. davranış ve psikolojimi telkinlerle bozdum değiştirdim ya da düzelttim. değişiklik en doğru tanım. kendimi ve marla'yı tanımlamam değişti. dünya bakışım istek ve beklentilerim başka boyutlara geçti.
Yorumlar
Yorum Gönder